Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin, 09.03.2000 tarih ve E.1999/8623, K.2000/2232 sayılı kararı
“Öncelikle, belirtmek gerekir ki, marka ve ayırt edici ad ve işaretler maddi bir varlığa sahip bulunmamaktadır. Bu nedenle yani bir eşya niteliğini haiz olmadığından zilyetliğe de konu olamazlar. ( Bkz. Prof. Dr. Ü. Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku, İst. 1999 sh. 68., Prof. Dr. S. Arkan, Marka Hukuku, Ank.1997 sh. 1 vd. ) Bunun sonucuolarak da üzerinde zilyetlik oluşturabilinen menkullerden sayılması da mümkündeğildir. O halde, ilk bakışta belirlenebileceği gibi menkul mallarla sınırlı İİK. nun 86.maddesi markalar bakımından uygulama alanı bulamaz. Nitekim kanun koyucu da bu amaçla 556 sayılı KHK. nin 19. maddesinde markaların haczini özel olarak düzenlemiş ve İİK. nun haciz yolu ile takipteki 86. maddesine yollama yapmadan, markaların işletmeden bağımsız olarak haczedilebileceği ve haczinin sicile kayıt ve keyfiyetin yayınlanacağını öngörmüştür. Yasa koyucunun bu düzenleme ile yetinmesi çok doğaldır. Zira menkul mallarla ilgili İİK. nun 86/1. maddesinin getirdiği tasarruf yetkisini sınırlama, o menkul malın zilyet değiştirmesi halinde alacaklının bundan zarar görmesini önlemeye yöneliktir. Sicile kayıtlı ve devir işlemleri de ancak sicil üzerinden oluşabilecek marka hakkı bakımından bu sınırlandırmaya gerek yoktur. Haczin sicile şerhi ile o markayı devir alacak kişilerin bu yükümlülükle marka hakkını üzerlerine aldıklarının kabulü gerekir. Bu durumda da haciz alacakların devir işleminden, devir alan kimse bakımından da onu bağlayacak diğer bir deyişle haciz prosedürü işlemeye devam edecektir.”
Kaynak: Marka Haczi ve Değerlemesi, Mehmet Kasapoğlu, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2009, s.77 – Kazancı
Etiketler: Ayırtedici İşaret, Fikri Mülkiyet, Marka Devri, Marka Haczi, Marka Hukuku, Markanın Devredilmesi, Markayı Devir, Menkul Haczi, Sabih Arkan, Sınai Mülkiyet, Ünal Tekinalp, Yargıtay Kararları
